BALAT İSKELESİ
- 4 saat önce
- 3 dakikada okunur
Balat, Bizans döneminde Hıristiyanların yaşadığı bir bölgedir. Blahemra Sarayına yakın olduğu için Rumca ‘Saray’ anlamında Balat adıyla anılmıştır.
1453 yılında Bizans’ı zapteden Osmanlı, 1492 yılında İspanya’dan gönderilen Yahudilere kucak açmış ve onları Eminönü’ne yerleştirmiştir. Ancak 1597’de Yenicami inşaatına başlanınca Haliç kıyılarına göç etmeleri sağlanmış ve Balat en bilinen Yahudi yerleşimi olmuştur. Cumhuriyet döneminden sonra Müslümanların da yerleşmesiyle burada farklı kimliklerin yaşadığı renkli bir çevre oluşmuştur.
Balat mahallesi Ayvansaray ile Fener semtleri arasındadır. 2008 yılında yapılan bir düzenleme ile Katip Musluhiddin, Tevkii Cafer, Hızır Çavuş, Tahta Minare, Hatip Musluhittin Mahalleleri'nin birleştirilmesiyle oluşturulmuştur. Nüfusu 10996’dır.
Balat’taki cami, kilise, sinagog gibi tarihi yapıları saymayacağım. Sadece ilk Yahudi sinagogu olan 15. Yüzyıla ait Ahrida Sinagogunu not düşeyim.. Balatın tarihi eserleri semtle içiçe olan Fener, Ayvansaray, Cibali gibi semtlerinkilerle karışmışlardır.
Yakın geçmişe bakarsak... 1950 ve 1960’larda Haliç kıyılarındaki sanayi tesislerinde çalışmaya gelen taşralılar Balat’ı da karma hale sokmuşlardır. Eski cumbalı evler artık yeni sahipleriyle değişik yaşamlara sahiplik yapmaktadır. O tarihlerde onlarca kahvehane ve meyhane vardır. ‘Bütün komşu semtlerin çarşısı Balat’taydı’ der Balatlılar. ‘Milli Sinema pasaj, Mehtap Sineması otopark, Çiçek Sineması han oldu’ diyerek mahzunlaşırlar. Halbuki yeniler de der ki ‘antikacılar, hediyelikçiler, kafeler, lokantalar var’.
İskeleye gelince…
1850’lerden itibaren burada küçük tekneler vardır.
1900’lerin başından sonra vapur iskelesi olarak kabul edilir.
1967 yılında kapatılır.
1980 yılında onarılmış olarak açılır.
02.08.1985 tarihinde Taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıkları İstanbul Bölge Kurulunun 1578 sayılı genel kararı ile Korunması Gerekli Kültür Varlığı ve Sivil Mimari Örneği olarak tescil edilir.
2008 yılında restorasyon sırasında yanar.
Maalesef hangi yılda tamir edildiğiyle ilgili bir bilgi yok.
Günümüzde çalışıyor. Deniz derinliği 3.1m’dir.
Kahvehaneler genellikle o semtin Spor Kulübüne de ev sahipliği yapar. Amatör kümedeki Haliç kulübü de burada bir kahvehanenin içindedir. Ben de o yıllarda Fatih’te bir kahvehanenin içindeki Fatih kulübünde furbol oynarken Haliç kulübüne karşı Vefa Stadı’nda oynamıştım. Yıllar geçince küçük detay anılar bile insanın içinden eriyip akıveriyor işte.
1970’lerde ÇBS Boya fabrikası sahiplerinin iş hayatına atıldıkları nalbur dükkanı vardı burada. Üç kardeş fabrika sahibi olduktan sonra o dükkanı aileden birileri çalıştırıyordu... Deniz kıyısında tekneler tamir edilirdi. Kalafat yerlerini anımsarım. Her ebattaki tekne kalafatlanırdı buralarda. Yani tahtaların aralıkları üstübüyle doldurulur ve ziftlenir… Bir de teknenin ahşap parçalarının ısıyla eğriltilmesini seyretmeyi çok severdim.
Balat’ı Balat kadar ünlü olan Agora Meyhanesi ile bitirmek istiyorum.
1880… Asteri Dulidis, gemi kaptanıdır. Gezmeye gittiği Balat’ta güzel bir Rum kızı ile tanışır. Mektuplaşırlar. Bir gün Asteri der ki ‘Benimle evlenir misin?’ Cevap çok gerçekçidir. ‘Kaptanın parası puldur. Karısı duldur.’
1890… Asteri Balat’taki Çıfıtçı Çarşısı’nda meyhane açarak kaptanlığına son verir. Adını da Meydan anlamında Agora koyar. Masa yerine şarap fıçıları kullanmıştır. Kayıtlarda bulamadım ama eminim ki o kızla da evlenmiştir.
1955… Oğul Stelyo Dulidis işletmektedir meyhaneyi. 6-7 Eylül olayları olur. Meyhane de zarar görmüştür. Stelyo bir bölümünü satar. Kalan bölümde tekrar meyhane açar.
1959… Onur Şenli isimli genç İzmir’de Tıp Fakültesi’nde okumaktadır. Aşık olduğu kız ona karşılık vermez. Üzülen genç İzmir’in Agora isimli semtindeki salaş meyhanelerde efkar dağıtır. Bir gece eve geldikten sonra aşık olduğu kıza mektup yazmaya karar verir. Yazının ortalarında anlar ki yazdığı mektup değil şiir olmuştur. Son noktayı koyduktan sonra adını ‘Gece, Şarap ve Aşk’ koyar. Şiiri Tıp Fakültesinin dergisine gönderir. Yayın için kabul edilir ama başlık değiştirilir. Agora Meyhanesi adıyla yayınlanır.
1960… Şiir çok beğenilir ve ünlü olur. Bestekar İsmet Nedim şarkı yapar. Çeşitli sanatçılar okur.
1965-1970 arası… Mimarlık tahsili yapıyorum. Üniversitede her dersin sınıfı ayrıdır. Amfi şeklindeki bir sınıfta arka sırada otururken sıranın üzerine çakıyla kazınarak yazılmış bir şiir görüyorum. Üzerinden de çini mürekkebiyle geçilmiş. Adı: Agora Meyhanesi. Okuldan birinin aşık olduğu kız için yazdığını düşündüm. O sınıfta dersimiz olduğunda hep şiirin yazılı olduğu sıraya oturmaya başlamıştım. Çok beğenmiştim…
Son sınıftayken Agora Meyhanesi filmleri ve şarkısı dikkatimi çekiyordu. Ama o şiirle ilgilerinin olduğu aklıma gelmiyordu. Çünkü şarkı sözü için şiir kısaltılmış hatta biraz değiştirilmişti.
1969… Şarkıyı Zeki Müren okur. Ünlü olur. Filmler yapılır. Herkes adı geçen Agora Meyhanesinin Balat’taki meyhane olduğunu sanır. Semt meyhanesi dolup taşmaya başlar. Sonuçta meyhane de şiir de şarkı da çok tanınır.
2001… Balat’taki meyhaneyi işleten Stelyonun oğlu Hristo işe son vererek Selanik’e taşınır.
2013… Meyhanenin yeni sahibi mekanı yeniler. ‘Tarihi Agora Meyhanesi 1890’ tabelasıyla tekrar açılışı yapılır.
2026… Yıllarca mimarlık yaptıktan sonra kendimi emekli ediyorum. Şu sıralarda İstanbul’un iskelelerini ve çevrelerini araştırıp yazıyorum. Balat iskelesini araştırırken bu meyhanenin öyküsü ortaya çıkıyor. Daha da garibi öğrenciyken sıranın üzerine yazılmış şiirin ünlü Agora Meyhanesi şiiri olduğunu öğreniyorum.
Balat İskelesi derken Balat semti. Balat semti derken Agora Meyhanesi. Agora Meyhanesi derken de benim öğrenciliğim. Yaşam bitinceye kadar devam eder. Yeter ki devam eden ‘Yaşam’ yaşayalım.
ARİF ATILGAN 2026 MAYIS

Yorumlar