top of page

GEYİKLİ-DALYAN-BOZCAADA GEZİSİ

  • 10 dakika önce
  • 3 dakikada okunur

Yalova’dan yola çıktık. Tali yolları severiz eşimle. Geziyi yollardan başlatmış oluruz böylelikle çünkü. Gemlik’i geçince sağa Mudanya yoluna saptık. Çok virajlı bir yol. Kıyı kıyı Trilye’ye geldik ve ilk molamızı verdik. Olumsuz anlamda değişim gördüm. Yolluklarla karnımızı doyurduk. Kahve sonrası tekrar yola koyulduk. Ana yoldan değil tabii yine. Sağda itfaiyenin önünden devam ederek Karacabey’e kadar gittik. Hep zeytinliklerin içinden. Karacabey’den sonra Bandırma, Biga, Çan, Bayramiç, Ezine ve Geyikli-Dalyan. Kaldığımız otel Sunset. Tek tek müstakil evcikler. Değişik. 1 hafta çevreyi gezdik. Çevrenin içinde Bozcaada da var.


Bozcaada çok kalabalık. Bağlar azalıyor. Tabiiki Ayazma Plajından denize  girdim. Ama oradaki buz gibi akan ve şampuan gibi saçları uçuşturacak kadar temizleyen duş paralı olmuş. O su kuyudan çıkar bildiğim kadarıyla. Oranın insanları belediyenin saat koyduğunu, mecburen paralı yaptıklarını söylediler. Merkeze döndük.


Bilinen şeyleri anlatmak istemiyorum. Herkes gitmiştir bu güzel adaya. Biz ilk olarak 2000’lerin başında gitmiştik. Ada boştu. Vapurdan çıkıp meydandaki erkek kahvesinde nefeslenmiştik. Bu arada  kalacak yer soruşturalım diye düşünürken oturanlardan biri ‘Yer lazım mı?’ diye sordu. İki sokak yukarıda pansiyonları varmış. Gittik. Eşi karşıladı. Bir odaya geçtik.


2000’li yıllarda karşımızda Talay Şarap fabrikasının arka kapısının girintisi vardı. Sabah üzerlerindeki çiyle getirilen üzümler santrifüj makinasına alınıp sapları ayrılarak içeri sokuluyordu. Fabrikanın içini de gezmiştim. 1  bekçi vardı sadece. Üzümler eziliyor, suyu süzülüp beton tanklara dolduruluyordu. Burada şeker kendi kendine alkole dönüşüyormuş. O arada fokurdadığını duyuyorsunuz. Arada bir tanklardan birbirine devrediliyor. Zamanını kaçırırsanız sirke oluyor.  Neyse… Detaylara girmeme gerek yok. Şarap imalatı yapmayacağız. Ada boştu. Ağustos sonu veya eylül başıydı. Bağ bozumu zamanı yani. Turizm bugünkü gibi değildi o zamanlarda. Öyle sokaklara yayılan restoranlar filan yoktu. Hatta esnaf bile yoktu. Bir bakkal ve bir de kasap vardı. Biz mangal da götürmüştük. Her akşam sardalya balığı pişirecektik. O balığı hiç bulamadık. Kasaptan et-kıyma alarak idare etmiştik. Bir tane de  fırını vardı adanın. Çiçek Fırın. Bizim pansiyondan  askeriye tarafına yürüdüğünüzde soldaki sokaklardan birindeydi. Oradan caddeye iniliyordu. Hani derler ya… Has fırın. Nefis ekmekleri vardı. Bir de şam kurabiyesi. Annelerimizin bize, eşlerimizin çocuklarımıza yaptığı ev kurabiyesi. Kurabiye dediğime bakıp ta küçük şeyler gibi anlamayın erkek hemcinslerim. Avuç büyüklüğündedir. Bilmeyen değil yapmayan kadın yoktur bence. Şam kurabiyeleriyle aşağıdaki büyük çay bahçesinde kahvaltı yapmayı çok sevmiştik. İşte bu bizde gelenek oldu. Her gidişimizde yapar olduk.


2026… Yine oraya uğradık. Fırınmız turistik olmuş. Çeşitleri çoğalmış. Önlerindeki küçük balkona masalar koymuşlar. Özel bir mekan olunca turlar geliyor ve nöbetleşe kullanıyorlar o küçük balkonu. Biz 4-5 çeşitten aldık. Tabii şam kurabiyesiz olmaz. Çay bahçemize indik. Birbirine yakışan iki şey. Çay ve kurabiyeler… Karnımızı doyurduk. Büyük bir keyifle geleneğimizi gerçekleştirdik.


Çay bahçesinde bir heykel vardır. Çoğu kişi kim olduğunu bilmez. O Halil Kaptan’dır. Lütfen bu LİNK’i de tıklayıp okuyun.  



Eskiden Adaya Odunluk İselesi’nden gidilirmiş. Halil kaptanın mavnasıyla. 1986 yılndan sonra vapur çalışınca Geyikli İskelesi yapılmış. Dolayısıyla orası önemli bir merkez olmuş. Halbuki buranın esas yerleşimi Bergaz (Gökçebayır) Köyüdür. Geyikli minik bir köy, Dalyan ise daha da minik bir balıkçı köyü imiş.


2000’lerde Dalyan Köyünde iki villa yapmıştım. 80 evli bir siteydi. O yıllarda Odunluk İskelesi delik deşik harap bir haldeydi. Balıkçıların gemileri yanaşırdı. Hatta bir adetleri vardı o yıllarda… Tuttukları balıkları kasalara doldurup soğutuculu araçlarla naklederlerdi. Bu arada yere dökülen balıkları poşetlere koyup o sırada orada bulunan halktan kişilere dağıtırlardı. Bir keresinde kayınbiraderle oradayım. Biz bu adeti bilmiyoruz. Adamlar bize balık verince şaşırdık. Konuyu anlattıklarında almıştık.


Günümüzde iskele tamir görmüş. Ama ana yola kadar yeme-içmeciler dolmuş. İskelenin ucunda yine balıkçı gemileri var. Değişmeyen şeyler hoşuma gider. Uçta birkaç kişi de oltayla balık tutmaya çalışıyordu. Orada uzun misinayla ucu demirsiz yani dibe batmayan oltayla zargana veya kırlangıç tutulur aslında. Bunları düşündüm ama adamlara bilgiçlik yapmak istemedim. Bu arada balıkçı gemisinden biri bana koca bir poşet dolusu balık vermez mi? Belli ki yerlere dökülmüş. Balıkçıların da yiyecek zamanları yok. Eşimle beni vermeye değer bulmuşlar. Teşekkür ettim. Otelde kaldığımı söyledim. Bir genç ‘Ağbi bana versene’ dedi ve aldı. Gitti. Balıkçılara sordum. ‘Burada böyle bir adet vardı. Bilir misiniz?’ diye. ‘Evet’ filan dediler ama hallerinden bilmediklerini anladım. Onlara eskiden balıkçı gemilerinin Yunan adaları tarafına gittiklerini, en az 2 hafta sonra döndüklerini, iskelede eşlerin-çocukların-ana-babaların kendilerini yolcu ettklerini anlatmadım. Ama içimden  çok teşekkür ettim. Bana o günleri anımsattıkları için.


Ezine’ye de gittim tabii ki. Tetik Köftenin köftesini yemezsem aklımda kalır çünkü. Uzun süredir babasının kopyası olan oğlu işletiyor. Her defasında bizi tanıması hoşuma gidiyor... Sonra da belediyenin yanındaki dodurmacı.. Ezine hayvancılığıyla öne çıkar. Bu sebepten süt ürünleri nefistir. Parkını, caddelerini beğendim. Çalışılmış. Sadece kapalı pazaryerini tutmadım.


Buna karşın çok sevdiğim Geyikli yerleşiminde bir salaşlık gördüm. Aman…


Dönüşümüz aynı güzegahtan oldu. Yalova’da ana yoldan çıkıp eve doğru doğrulduğumda eşim ‘Bravo sana. İyi yolculuk oldu.’ Dedi. Gençler bilmez. Bu kadar yıldan sonra eşlerden iltifat almak çok değerlidir. Nitekim biraz sonra ‘Yine de bundan sonra otobüsle gezelim’ deyiverdi.   


Pandemi sonrası ürkerek te olsa gezmelerimize dönmeye çalışıyoruz. Ama normalleşemedik. Tur şirketlerimiz daha bir alem. Kimi battı, kimi devretti, kimi tur yapmak yerine bilet satıyor. Yani ortam bizden farklı değil.  Olsun. Yeter ki ‘Hayat devam ediyor’ diyebilelim.


ARİF ATILGAN 2026 AĞUSTOS


 

Yorumlar


bottom of page